22 Kasım 2009 Pazar

gri

15 ay önce bu şehre tekrar geri döndüğümde uzun süre burada olacağımı, burada yeniden bir hayat inşa edeceğimi düşünmüştüm..
düşündüğüm olmadı..
hayat bambaşka bir yöne sürükledi..
ve şimdi istanbul yolunu tuttum yeniden..
aslında tam da istanbul sayılmaz, toprak çekti demek daha uygun bu durumda, silivri'de geçirilecek bir 7 ay var önümde..
bu yazının öznesi olan şehir ise o kadar kolay geçiştirilecek gibi değil asla..
...
ilk olarak 8 sene önce havasını soludum bu şehrin..
günlerim ağlak geçiyordu o zamanlar..
ilk defa annemden, babamdan uzaktım ve o zamana kadar gördüğüm dertlerin katbekat daha büyüklerini 1 ay içerisinde görmüştüm..
sonra bir dostun yamacına sığındım, sonradan benimle selamı sabahı kesecek ama benim ben olmamda çok fazla emeği geçen bir dost elini uzattı ve 2.5 senemi onun yanında geçirdim, diğerleri teferruat..
o süre zarfında kendime bir kardeş -ki çok sonra, her şeyin sonunda, sevgili olduğumuzu düşünmüş herkes, onu öğrendik- ve bir de canıma bir can daha ekledim..
sonra bir başka dosta sığındım, nasıl olduysa ne yaptıysam yine sonrasında benimle selamı sabahı kesecek bir dosta..
2 senem de onun yanında geçti, bol bunalım ve bir o kadar bol eğlenceyle..
o evde yaşandı tüm sevilmeler, sevişmeler, aldanışlar, aldatışlar..
sonra okul bitti ve aynı zamanda canımdan bir can koptu, kopardı kendini benden zorla..
ben darmadağın..
bu şehirden ilk kaçışım o vakitlere denk gelir..
yolunu tuttuğum şehre ilk yönelişim de birkaç ay sonrasına..
bir küçük ama kocaman kalp çekti ilk olarak beni o şehre, en doğusundan..
güzeldi, sanki yeniden okumaya başlıyordum onunla beraber..
ama olmadı, onun hevesi çabuk kaçtı..
ben yine yarım kaldım..
elime zorla silah verilene kadar da şehireskisi tüm anaçlığıyla yanımdaydı..
sonra o ilk olarak en doğusundan ayak bastığım şehrin göbeğine elimde silahla girdim..
o barut kokusu muydu nedeni bilmiyorum ama isteğimin aşk ya da başka bir şey olması değiştirmedi hiçbir şeyi, reddedildim ne istediysem..
yine de sevdim o şehri, içindekiler olmadan daha çok sevdim hem de..
sonra aldılar elimden silahı, git dediler, alışkanlık olmuş dediklerini yapmak, gittim..
kalmak için ne kadar çabaladıysam da sivil hayat beni kabul etmedi bir türlü..
döndüm şehireskisine..
o vakte kadar batmadığım kadar dibe batmak üzere dönmüşüm, farketmedim..
o dipten beni bir tutam başak kurtardı, babamın zoruyla..
ve başak tarlasına yollandım..
ilk ayak bastığımda bu kadar çok yaşlanacağımı hiç tahmin etmemiştim..
onlarca insan tanıdım evet, ama birini ayırdım hepsinden..
başak tarlasında bitmiş bir isyankar başak..
uğruna anızlar yakılacak bir başak..
hayatımı, görüşümü, tüm algılarımı değiştirdi bir gülüşüyle..
önce yanında olmak için uğraştım, sonra yanımda tutmak için..
başarılı olduğumu düşünürken ben, gitti aniden..
kaldım birbaşıma, yine yeniden..
birbaşıma bırakıldığımda verdiğim tepkiyi verdim tekrar..
gitmem gerekiyordu bu şehirden ve bulduğum ilk fırsatı değerlendirdim..
...

gidiyorum, tonlarca anı bırakarak..
birini çok sevdim, benimle olmadı..
kaçıyorum..
ardıma bakmadan..
bu sefer en batısına..
o çok sevdiğim şehrin..


19 Kasım 2009 Perşembe

büyükbaş kardeşliği

Galatasaray Spor Kulübü Erkek basketbol şubesinde yurtdışındaki hazırlık maçlarında maalesef spor ahlakı ve Galatasaraylılık Ruhu’yla taban tabana zıt bir olay meydana gelmiş, bir Galatasaray basketbolcusu başka bir kimlikle sahaya sürülmüş ve oynatılmıştır. Kulüpte çalışan bazı profesyonellerin isteği ve izniyle gerçekleştiğini yeni öğrendiğimiz bu olay Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Camiası ve bütün Galatasaraylılar adına büyük bir utançtır. Bizlere bu utancı yaşatanlar adına Galatasaray Spor Kulübü olarak tüm spor kamuoyundan ve Türkiye’den özür diliyoruz.

Tüm camiamızı büyük bir üzüntüye boğan bu olaya neden olan ve Galatasaraylılık’tan nasibini alamamış sorumlu tüm idari ve teknik kadronun kulübümüzle ilişkisi hemen kesilmiştir.

Saygılarımızla

Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu

Peki Yiğit Şardan hala niye orada? Ya da Ahmet Dedehayır?

Utandırdınız, sonrasında temizliğe giriştiniz anladık da sizin yaptığınız halının altına süpürmek!

17 Kasım 2009 Salı

dersim

bir şiire..

"Bizi kamyona doldurdular..

ya da tam vaktiyken bir masala verin kendinizi..

" Dersim'de Celal adında genç bir adam varmış vaktiyle. Karısını çok kıskanır, üç çocuğunu gözünün önünden ayırmazmış. Önceleri devletin küçük çocukları alıkoymasıyla başlayan, sonra bir kadının bir er tarafından tecavüze uğramasıyla patlak veren, idam edilen isyancı liderlerin Elazığ sokaklarında teşhir edilmesiyle ayyuka çıkan olaylar, ailelerin toplu halde kurşuna dizilmesinden sonra kontrol edilemez bir hale gelmiş. Savaş uçaklarından bombalar atılmaya başlayınca insanlar kıymetli eşyalarını hayvan işkembelerine saklayıp Harput Köprüsü'nü geçerek kaçışmaya başlamışlar. Celal de karısıyla üç çocuğunu omzuna, beline, başının üstüne yüklenip bu mağaraya yerleşmiş. Yaklaşık dört gün süren korkulu bekleyişin ardından askerlerin yaklaştığını görünce, baba yadigarı bıçağını çekip en küçüğünden başlamak üzere bir bir boğazlamış çocuklarını. Karısını öldürmeden önce "bakma, yüzüme bakma" diye haykırıyormuş Celal."

millet meclisinde akil bildiğiniz adamların demeçlerini aklınız almıyorsa başka çare yok..

13 Kasım 2009 Cuma

ajanda

"Bu ajandayı hazırlayan bizler, inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı, inanmama hakkına duyduğumuzu da belirtmemiz gerek.
İnanmanın bir kez daha tartışılmaz bir şekilde insan varoluşunun temellerinden sayılmaya başladığı günümüz dünyasında, (ülkesine ve mekânına bağlı olarak) inanma hakkı örgütlü dinlerle, devlet bütçeleriyle, polis ya da asker kuvvetleriyle koruma altına alınmış durumda; buna karşılık, varoluşlarını inanma temelinde tanımlamak istemeyenler genellikle tekil, münferit ve örgütsüzler. Doğduğumuzda dinsel bir kimlik edindiğimiz varsayılıyor ve dünya karşısındaki duruşumuzu nasıl tanımladığımız sorulmadan bu kimlikler atfediliyor bize; üstelik yirminci yüzyılın sonlarında başlayan bu yeniden dinselleşme eğilimi siyasi, tarihsel bir gelişme değil de doğal bir oluşummuşçasına kabullenmemiz bekleniyor. Vicdana, adalet ilkelerine, ortak hukuk arayışına dayalı mutabakatlar oluşturmak yerine kendi seçimimiz olmayan kimliklerin sözcülüğünü yapmamız bekleniyor. Dolayısıyla, saygı duyup haklarının tanınmasını istediğimiz inanan kesimlerin bizlerin inanmama hakkını bertaraf edeceği kaygısından kurtulamıyoruz, ki gerek dünyanın gerekse ülkemizin tarihine şöyle bir göz atıldığında pek de yersiz olmadığı görülen bir kaygı bu.
Dinsel, etnik, cinsel vb. kimliğiyle yaşamak isteyenin bu haklarına sahip olması demokratik bir toplumun esasıdır kuşkusuz; ancak kendisini bu tür verili kimliklerle tanımlamak istemeyenlerin vatandaşlık haklarının da aynı tavizsizlikle savunulması, eşit ölçüde meşru bir haktır bizce.
İnanmama hakkının da bir insan hakkı olarak tavizsiz uygulanacağı bir dünya ve ülke umuduyla, bu ajandayı kendisine dinsel kimlik dayatılmasından illallah diyenlere sunuyoruz...
— Metis editörleri
"

en son 2005'te ilk versiyonunu edinmiş ve bir sene elimden düşürmemiştim. diğerleri pek ilgimi çekmedi ama sanırım bunu bu akşam edineceğim.

10 Kasım 2009 Salı

neyse

son zamanlarda izlediğim, dinlediğim en cool herifler! (tamam bu cool herifler biraz okan'dan özenme oldu kabul ediyorum)
tadımlık bir yapma meydan atmışlar ortaya ve askerden dönecek grup elemanlarını beklemeye başlamışlar albüm için.
geç keşfettim sanırım ama albüm öncesi kendilerini canlı dinleyebilirim gibi bir his uyandı içimde, istanbul'a mı gidiyorum ne!



bu arada, bir dorian vardı onlara n'oldu?

calculus


bugün feysbuk ve blogger cemaati sekizi yatırıp sonsuzluk elde etmeyi öğrenmiş.
hepsiyle gurur duydum, gözlerim yaşardı..
hepiniz 151'i AA'yla geçtiniz canlarım, kutlarım!
hadi şimdi de toplam işaretini bir kelime içerisinde kullanmayı öğrenelim hep beraber..

08 Kasım 2009 Pazar

6



hadi bakalım çikolatalı civcivler, buna ne bahane uyduracaksınız?
şeykitap manstırov da çıkar maç topunda cathine falan arar artık!
abdi ipekçi'de görüşürüz..

29 Ekim 2009 Perşembe

mutsuz umut

az önce if'te bu akşam gidebileceğim bi konser var mı diye bakarken farkettim ki geçen hafta redd konserine gitmekle iyi bok yemişim..
yasemori gelmiş perşembe, üstüste iki gün konser kaldıramayacak yorgunlukta olduğumdan da hiç bakmamışım tabi..
moralim çok bozuldu buna, evi yakın zamanda boşaltma ihtimalimi ve gece geç saatlere kadar sürtemeyeceğimi düşününce..
bir-iki haftaya tekrar gelse ya..

iki klibini koyayım bari şuraya, belki şenlenirim..

hadi kalın sağlıcakla..



11 Ekim 2009 Pazar

sevgi eğitimi

"ne insan her şeyini terk etmeyi göze alacak bir sevgili bulabiliyor," diyor, gülerek,
"ne de artık trenler var altına kendini atacak... belki trenler olmadığı için sevgili de bulamıyor insan.."
dinliyorum telefonda
arkada bir sürü başka ses içinde
belli belirsiz kendisi olan sesi
"mektup yazmayıp telefon ettiği için olacak," diyorum ben de,
"kimse gerçekten aşık olup olmadığını da bilmiyor belki de..."

07 Ekim 2009 Çarşamba

elhamdülillah

kaynak: iç-mihrak

05 Ekim 2009 Pazartesi

çoban yıldızı

"Çocuk ölüleri karşısında ne hissediyorsunuz?

26 Eylül 2009 Cumartesi

polo


devir performans devri..
hazır sayesinde geçindiğim kurumum da performans sistemine geçiş aşamasındayken kendime bir yıllık hedef koysam dedim..
eğer kısa vadeli olan kariyer hedefim şu 15 gün içerisinde tutarsa bu yıllık hedefi tutturmam biraz zorlaşabilir ama yine de burada bir kayıt altına alayım istedim bu orta vadeli hedefi..

geçtiğimiz hafta boyunca tepesinde 100lerce kilometre katettiğim vw polo'nun yenisi çıkmış, ötv indirimini gören amcam ve kızı da kendilerine bir adet sipariş etmiş..
e tabi bunu gören umut da heves etmiş bir adet polo edinmeye..
uzun vadeli hedef olan mini cooper'dan şaşmamak kaydıyla 2010 aralık ayına kadar yeterli parayı bulup bu güzelliği edinmek istiyorum, bakalım başarılı olabilecek miyim..

"çekin, üfleyin.."

haber şurada, sigara ve içki tüketiminin azalması vergi gelirlerinde de azalmaya yol açtı demeye getirmiş amcam ama düşünmeden konuşmuş sanırım biraz.

adaşım bir okuyucu da yorumlamış:
"Bir nevi "Çekin üfleyin, ekonomiye can verin" durumu, yapalım tabi... Ekonomik istikrara bir ulaşalım bırakacağım şu mereti..."

bu haber üstüne ben de yaktım bir sigara, malum kriz var!

25 Eylül 2009 Cuma

tek tabanca

çoook eskilerden bir ecetem yazısından alıntıdır..

tvdeki kız #9 & #10



uzun zamandır tvdeki kız serisine devam etmek şöyle dursun, bloga saçmalamıyorum bile..
tekdüze bir hayat, tek tabanca bir umut..
sıkıldım artık hep yek atmaktan..
yeni yeni tekrardan dizisiydi, kitabıydı, ders çalışmasıydı derken kendimi bulmaya başlıyorum sanırım..
bu kendini bulmacalardan bir seçki aslında bu iki hatun..

ilki son tvdeki kız'da kendine yer bulan selin hanım'ı andırmakta..
geç de olsa izlemeye başladığım fringe'de astrid'i canlandıran jasika nicole..
fotosunu ararken hakkında öğrendiğim bilgiyse beni pek şaşırtmadı, lezbiyenmiş..

10. tvdeki kız'ım ise beth riesgraf..
leverage'da parker rolünde arz-ı endam eden sarışın..
31 yaşında olan hatunumuz pek bir kırıkmış onu öğrendik foto ararken..
birinci kırığı jason lee ile birlikte olması, ki kendisine earl de diyebilirsiniz..
ikinci kırığı ise bu birlikte olduğu şahısla beraber bir adet sapsarı velet imal edip ismini pilot inspektor koymuş olması..

dizilere sardırdık, detaylara daldık, sonumuz hayrola..
hadi kalın sağlıcakla..

13 Eylül 2009 Pazar

bir sayfa açın!

birsayfaacin! from bir sayfa acin ! on Vimeo.

ziyan


mart'tan beri bekliyorduk, sonunda kavuştuk. piç'ten bu yana alışkanlık yaptı, tek yıllarda yeni kitabını beklemeden edemiyoruz, hakan bey de bizi kırmıyor sağolsun.
henüz edindiğim için şimdilik kayra'dan bir alıntıyla başladığını, mustafa kemal'in dikmen sırtlarında kar üstünde uyuduğu fotoğrafla ve fotoğraf üzerine yazılmış bir paragrafla sarstığını ve askerlikle ilgili olduğunu söyleyebilirim.
şu 1 ay iktisatıydı işletmesiydi muhasebesiydi derken mavi ekran vermeye müsait hale gelecek bünyeye birebir geldi ziyan.
daha okumadan ellerine sağlık diyorum hakan bey'e buradan.

08 Eylül 2009 Salı

kontrol


bu kadar kontrollü oyun oynayan türk milli takımı uzun zamandır hiçbir spor dalında görmemiştim.
az kalsın semih ve ömer gibi asım pars çakmaları o kontrolü kaybettiriyordu ama ender, sinan ve kerem gibi kısalar sağolsun toparladılar daha maçın başında.
sonrasında da oğuz kıçını yırttı tek pivot olarak.
türk hastalığını az kalsın son dakikalarda piyasaya sürüyorlardı ama orada da litvanya bize arka çıktı yaptığı faullerle. çok iyi bir başlangıç oldu bu, umarım gerisi gelir.
yalnız dillendirmek istemediğim bir korkum var sonraki günlerde ömer onan ve bütün takım için.
39.5 derece ateşin ardında korktuğum çıkmasın n'olur!

pies: foto ntvspor'dan..

03 Eylül 2009 Perşembe

!

" İçişleri Bakanlığı’nın ‘ideolojik’ pankartları yasaklayan genelgesinin yayımlandığı hafta, her ev sahibinin elinde ‘Güçlü ordu, güçlü Türkiye’ pankartı. Bu, ideolojiden sayılmıyor. Herkes Daum gibi resmi ideolojinin bendesi mi olmak zorunda? "

12 Ağustos 2009 Çarşamba

kelime oyunu

ev boşaldı, yalnız yaşamaya başladım ve tv'ye verdim kendimi..
e dolayısıyla yeni yeni ilgi çekici şeyler keşfettim..
biri de kelime oyunu..
200. programı yayınlanıyormuş..
bense dün izlemeye başladım bu yarışmayı..
çok pis katılasım var..
az önce yarışan ak saçlı delikanlı kadar iddialı değilim ama 7000 yaparım gibi geliyor..
haftanın 6 günü saat 20:10'daymış ama hangi 6 gün olduğu konusunda kararsızım..
sanırım pazar hariç her gün..
bence izleyin efen'm..


can

liseye başladığımda leman okumaya da başlamıştım..
başlarda komikaze ve lombak'tı ilk okuduklarım..
sonraları daha edebiyatla ilgilenmeye başlamamış olan bana köşesinden göz kırptı..
her hafta elime aldığımda ilk okuduğum olmaya başlamışken gitti öte tarafa..
onu okudukça özledim, hiç tanımasamda..
hiç ezberimde kalmadı şiirleri..
bu yüzden her defasında ilk kez okur gibi heyecanlandım..
ve datça'ya hiç gitmedim..
çünkü huzuruna çıkacak kadar sevemedim bu hayatı henüz..
kızının ismini -bir gün olursa- kızıma koyma kararı vermiştim bundan yıllar önce..
ve kızı hatırlattı bana bugün 10 yılın su gibi akıp gittiğini, ona yazdığı mektupla..

huzur içinde yudumla şarabını o diyarda can baba, en kırmızısından..

05 Ağustos 2009 Çarşamba

helal olmasın!

"Radyoda genç bir kadın haberleri okurken “Yoğun bakıma kaldırıldı” diyor. 20’li yaşlarında olmalı kız. Cıvıl cıvıl bir sesi var. Hiç düşünmeden, otomatik olarak ekliyor haberin sonuna:
“Acil şifalar diliyoruz!”
Niye? Ben dilemiyorum. Dilemeyen bir ülke dolusu, ölü ve diri insan var. Ama kızın sesi dümdüz başka bir habere geçiyor, yine cıvıl cıvıl. Bu yüzden de dilemiyorum şifa zaten.
Çünkü bu ülkede, geçmişte ve şimdide, ne olup bittiğinden habersiz milyonlarca insan var, milyonlarca daha insan olacak. Tıpkı radyodaki kız çocuğu gibi diktatörlere şifa dileyen çocuklar yaptılar bu ülkenin ölülerinden. Daha akıllı çocuklarından daha aptal çocuklar yaptılar. İşkencecileri kahraman; faşistleri ‘sevimli dedeler’ sanan çocuklar yarattılar.
"

03 Temmuz 2009 Cuma

yas

kardeş eli uzatana kan verene
bakacak yüzümüz yok artık..

23 Haziran 2009 Salı

yasak

Tutulma from BG on Vimeo.

20 Haziran 2009 Cumartesi

devrim arabaları



çok geç izledim, aslında izlememeye de kararlıydım. yönetmeni tolga örnek'ten kaynaklanan bir önyargıydı bu. mesela usta'nın göremediği desteği sırf babasının ilişkileri yüzünden bir dolu yerden görmesi, gelibolu gibi çok daha destansı anlatılabilecek bir belgeseli o kadar desteğe rağmen boğucu, yorucu bir şekilde anlatmayı başarabilmesi kendisine olan önyargımı oluşturan nedenlerdi.
neyse izlememek için o kadar direnmeme rağmen o en sevdiğim, o aşkın vücut bulmuş halinin bana hediye etmesiyle bu akşam kendimi filmi izlerken buldum. film hakkındaki yorumlarıma gelince, eldeki malzeme o kadar kaliteli ki tolga örnek onun içine etmeye, sıkıcı hale getirmeye çalışsa da başarılı olamamış. bir de uğur polat bütün kıl tavırlarını sergilemesine rağmen filmden beni soğutmayı beceremedi.
ben okulda kalite kontrol derslerinde bu hikayeleri dinleyerek transcriptimdeki iki aa'dan birini aldım. imkansız diye bir sözcüğün varolamayacağını o dersin hocasının hayat hikayesinden ve ona esin kaynağı olmuş hayat hikayelerinden öğrendim. o yüzden zaten bildiğim bir konuyu bana birkaç iyi oyunculuk -ki onlar da oyuncuları bağlar- haricinde hiçbir katkı ortaya koymadan sunan adama da hiçbir olumlu görüş beyan etmem.
o birkaç iyi oyuncuya gelince; vahide gördüm, onur ünsal ve selçuk yöntem'dir bahsettiklerim.
çocuk sahibi olamamayı, eşine olan saygısını, bağlılığını, aşkını çok fazla söz söylemeden sadece jest ve mimiklerle bu kadar iyi anlatabilen bir vahide gördüm..
acemiliği, ilk işin verdiği heyecanı, yeni evliliğin verdiği heyecanı ve stresi, çıraklığı daha oyunculukta kendisi de çırak olmasına rağmen usta bir oyuncu gibi sunan onur ünsal..
ve görmüş geçirmişliği, huysuzluğu, o huysuzluğun altında yatan sevgiyi, ilgiyi bütün ustalığıyla ortaya koyan bir selçuk yöntem..
sonuç olarak, yakın tarihimizde yaşanmış ve sinemada işlenmesi gereken bir konuyu 12 eylül'ü bile 11 eylül ile karıştıran bir nesle hatırlatmak bile yeterdi. bu film de onu yaptı. emekleri karşılık bulmuştur umarım.

yolun açık olsun



iki sene gibi kısa bir sürede kendini bu kadar çok insana sevdirdin, hepsinin vazgeçilmezi oldun ya..
o güzel yüreğinle bütün fiziki sorunlarına rağmen canla başla terlettin ya o sırtındaki kutsalı..
emeğine, yüreğine, alınterine sağlık..
yolun açık olsun türkü baba..

08 Haziran 2009 Pazartesi

a.a.

özlemişim be..
her haline hayrandım bu vakte kadar ama bu, işte bu..
iyi ki yıllar önce o gün cem ceminay'ı dinlemişim..
ilk dinleyişte aşkı yaşadım o gün sesinle, seninle..

İlgili aramalar: müzik - aylin aslım - sen mi -  aylin -  aslım -  sen mi

01 Haziran 2009 Pazartesi

roland garros 2009


rafa da, ana da elendi..
üstüne rezai midir nedir gitti michelle larcher de brito bıcırdığını (1993 doğumlu :S) eledi acımadan, 2 gün önce..
safina'nın bugün kendisine ağzının payını vermesi bile kesmedi beni ne yazık ki..
bugünden itibaren roland garros 2009 benim için bitmiştir..

20 Mayıs 2009 Çarşamba

ezik

9 sene geçmiş üstünden, o 3-4 gündür mekanınızda sergilenince anca gördüğünüz kupayla istanbul'u dolaşmışız. 
tabi onun ezikliğinden olsa gerek binbir taklayla o ezikyurduna bir final almışsınız oynayamasanız bile o kalitede bir maç izleyesiniz diye. 
tamam, helal olsun, müteahit başkana sahip olduğunuzdan güzel de bir yapı inşa etmişsiniz. 
ama gelin görün ki adam olamamışsınız. 
almanlara, ukraynalılara ıslıklattınız ya kendinizi, size de bu yakışırdı!
başka herhangi bir uluslararası kupa finalinde görülmüş müdür o finalle alakası olmayan bir ezik güruhunun tezahürat yaptığı acaba?
gülüyorum ağlanacak halinize :)
hem de her uzvumla :)

17 Mayıs 2009 Pazar

masal

bir masal gibi şimdi 9 sene öncesi..
ama sanki o masalı yaşadık da.. 
devamını getiremedikçe masala yaşanmışlıktan daha yakın duracak.. 
ne kadar gururlansak da aşkımızla, aşkımızdan..

14 Mayıs 2009 Perşembe

parental advisory explicit content

edebiyat hayattan esinlenir. hayatın kelimelere dökülmüş halidir. tamam, çoğu zaman yazar hayal dünyasını kağıda döker ama o hayaller elbet birilerinin hayatıdır. eğer edebiyata yasak getirirseniz yaşama hakkını da alırsınız insanın elinden. aşağıdaki videolardan biri bir kitapçıda geçiyordu ve bugün bir haber o kurguyu bir defa daha gerçek kıldı.
enis batur'a olan ilgim kütüphanesi ve o kütüphanenin başına gelenlerle sınırlı. belki de dünyanın önde gelen bibliyofillerinden birini barındırıyoruz bu ülke sınırları içerisinde. sansürden çok çekmiş elma'nın da yazarı ayrıca kendisi. ve bugün kendisinin de yazarları arasında bulunduğu sel yayınevi'nin 3 kitabı hakkında müstehcen içerikli olduğu gerekçesiyle dava açıldı.
peki sorarım bu davayı açan başsavcıya, sen nasıl doğdun?
leylekler mi getirdi?
o kadar yasanın, kuralın, gereksiz onlarca ayrıntının arasında hayatı mı unuttun yoksa?
peki hiç roman okudun mu?
altında "cinsel" yazmayan roman?
hayatın kalın kalın kitapların içerisindeki yüzbinlerce maddeden ibaret olduğunu mu sanıyorsun?
tamam, unutmuş olabilirsin.
hatırlatsak iyi olacak.
hayatının kaynağı o cinsellik değil mi?
hadi kaynağını boşverdim, illa cinsellik misyoner pozisyonda ve fiş-priz mantığında mı olmalı?
dur tahmin edeyim, o kitapları kapağındaki "cinsel" yazısını gördün ve edindin, sonra da sana -ama sadece sana ve senin aklındakilere- ters gelen olaylarla karşılaştığın için "ıyhhh ne iğrenç, sevmedim bu kitapları, ben sevmediysem kimse okumasın, dur ben bi bunlara dava açayım da toplatılsın" diye geçirdin aklından.
eminim hiç porno izlememişsindir ve hiç mastürbasyon da yapmamışsındır!
sadece sana yüklendim, kötü hissettim bak şimdi.
bu senin iradenle gerçekleşmemiş de olabilir.
birileri yap demiştir sen de yapmışsındır, o da olabilir.
hiç şaşırmam çünkü bugün bir vali alkollü içki tüketimini yasakladı bu ülke sınırları içerisinde.
o ilk değil tabii ki, başköy ve metroköyde yıllardır bırak valiyi belediye başkanları yasaklıyor.
bugün bu ülkenin yetiştirdiği en yaratıcı zihinlerden birinin hakkında canı isteyen dava açabilir kararı çıktı.
ve ne gariptir ki; aynı saatlerde aynı dehaya italya'da, sanatın başkentinde -floransa'da- fahri doktorluk unvanı verildi.
bizim angaralı lama floransa'ya hiç gitmiş midir acaba doya doya tükürmek için, onu merak ettim şimdi.
ha, unutmadan yazayım, kafamdakileri bir gün kağıda dökecek olursam başlıkta yazanı kapak yapabilirim.
ailecek okunacak kitap kategorisi dışında kalsın diye!
çok uzattım, biliyorum.
ve bitiriyorum.
son olarak;
sahi, gizli diktanın farkında mısınız?

11 Mayıs 2009 Pazartesi

o mahkemeye erişim internet kullanıcıları tarafından yasaklanır elbet!

sansüresansür poster hareketi ve blog hareketi'nden sonra daha etkili olabilecek bir yol bulmuş. bize de yazdıklarını emir olarak algılayıp YAY!mak kaldı.

bulunduğum işyerinde ya da bulunduğum başka yerlerde nasıl uygularım diye düşünmeye başladım. 


Link: SansüreSansür 01



Link: SansüreSansür 02



Link: SansüreSansür 03



Link: SansüreSansür 04



Link: SansüreSansür 05




yarısı gündüz yarısı gece


uzun zamandır tek başıma sinemaya gitmemiştim. bugün biraz kafa dağıtmak, biraz kendimi bulmak için kendimi zorladım ve usta'ya gittim. 

geçen hafta disko kralı'na oyuncuları konuk olmuştu ve fragmanını ilk orada görmüştüm. sonra zaten bütün hafta televizyonda karşıma çıktı. 
şehireskisi'ni merak edenler ya da benim gibi içindeyken sıkılıp dışındayken özleyenler varsa gitsin şehir görsün derim. 
tabii sadece bununla da kalmam filmi de överim. birkaç ufak ayrıntı haricinde oyunculuklar da -özellikle yetkin dikinciler-, senaryo da çok iyi. 
yönetmen bahadır karataş anadolu iletişim'den olunca şehireskisi de mekan olmuş doğal olarak.
fadik sevin atasoy, şevket çoruh ve hasibe eren de yetkin dikinciler'e eşlik etmiş usta'da.
benim filmde takıldığım birkaç yer var.
mesela eskişehir'de tıfılından koca adamına kadar her yaşta erkeğin hitap şekli olan "hacım" sadece bir kere kulağıma çalındı, o da filmin en sevimsiz karakterinin ağzından. oysa ki onlarca sahne vardı çocukların, ana karakterlerin birbirleriyle muhabbet halinde oldukları. 
bir de sanırım figuran bulmakta zorlanmışlar çünkü alakasız bir dolu yerde dönüp dolaşıp aynı tipleri kullanmışlar.

foto olarak neden bu kareyi koydum derseniz. motor arızası vs. kadın arızası üzerine bir karşılaştırma yapıyordu tam da bu sahnede doğan usta :)
yazının başlığına gelince. hem filmin müziği, hem de filmde önemli yeri olan bir detay.
bence izleyin. 
fragmanı da, müziği de, klibi de, en kalitelisinden fotoları ve afişi de filmin sitesinde mevcut.

07 Mayıs 2009 Perşembe

"silah varsa insan ölür"

"..ve birileri onlara öldürmeyi öğretmişti.."

04 Mayıs 2009 Pazartesi

...

sıkılıyorum mütemadiyen. kitap okumak, müzik dinlemek falan da kesmiyor çünkü onlardan da sıkılıyorum. bakalım bu sıkıntının sonu nereye varacak. 
burayı da pek bir boşlamışım onu farkettim. takip ettiğim blog sayısı 50'ye falan çıktı sanırım ve okumaktan yazmayı unuttuğumun farkına bile varmamışım.
birkaç video paylaşıp kaçayım en iyisi. sabahları gömlek-pantolon ütülerken müzik kanallarında gün sektirmeden izlediklerim bu aşağıdakiler. güne güzel başlama amaçlı oldukları her saniyelerinden belli değil mi sizce de :P


bu göze ve kulağa hitap eden gacı Charleene Rena Mann isimli bir modelmiş.


lady gaga sürekli yanımda olsun, cebimden falan çıkarayım seveyim arada istiyorum. tabi başka şeyler de istiyorum ama burada paylaşmasam daha iyi sanki :)
bu arada sahne adı kullanması hayırlı olmuş yoksa Stefani Joanne Angelina Germanotta adıyla hiçbir listeye sığmazdı. son olarak daha ilk videosunu izlediğimde bu hatun koç burcu demiştim az önce gördüm ki 28 mart 1986 doğumluymuş. tamam kuyruk acım var kabul ediyorum, burayı takip ettiğini bildiğim bir koç hatunu ile ilgili. madem bu kadar yazdık hakkında altta da poker face var.

23 Nisan 2009 Perşembe

çocuk bayramı

"...Bu son 23 Nisan «cuk oturmuş» bir bayram oldu, diye başlardım yazıya. Atatürk bu bayramın ikinci kutlanışına 1921 yılında, törene kız-erkek öğrencilerin bir arada katılmasını sağlama bağlamak için gitmiş. Evet, iyi de etmiş o zaman.
Siz şimdi gelin bugüne de, neyle meşgul olduğumuza, birlikte bir de bu açıdan bakalım.
Bırakın çocuk bayramına katılanları da, biz hâlâ (yani 1921’ den 2009’a, bu demektir ki 88 yıl sonra) kız çocuklarımızı okula gönderip göndermemekle meşgulüz. Ana-babaları, kız çocuklarını okutmaya razı etmek için kurulmuş derneklerde misyonerler gibi çalışanların, Anayasa’yı ihlal sayılacak suç işleyip işlemediklerini araştırma utancıyla malûlüz. Ana-babaları, aile ve mahalle büyükleri, erkeklere başı açık görünmeyi günah biliyor diye üniversite öğrenimi göremeyen genç kızlarımızın derdiyle dertleniyoruz.
Allah aşkına, siz ne diyorsunuz? Ne diyebilirsiniz ki!
Seksen sekizinci Çocuk Bayramı’nı kutlarken, kız çocuklarının okula gitmesi, gönderilmesi meselesini bile hâlâ çözememiş bir toplumda, siz ne yüzle Çocuk Bayramı diye şenlik yapmaya kalkıyorsunuz.
Sorarım size: utanmayı da hepten unuttunuz mu yoksa?
"

22 Nisan 2009 Çarşamba

my brute


bunu bilen biliyordur ama paylaşayım istedim. hiç kasmadan eğlenmenin bi yolu oldu 2 gündür benim için. "küçük şeyler sevindirir ruhumu" gibi bişiy..
mybrute'la tanıştım dün eski bi arkadaşım sayesinde, boş vaktime boş eğlence kattım.
parmak kıpırdatmadan dövüşmek isteyenler buraya lütfen :P

21 Nisan 2009 Salı

besili



neyle besliyorsunuz bunu? o kıyafetleri nasıl ediniyor? o bıyığı kime özenip bıraktı bu bebe? 

ha bi de birşey daha sormam gerek. hrant yaşasaydı o malum dalgalarınıza kaç defa alet ederdiniz onu? 

sahi adalet neyin temeliydi?


20 Nisan 2009 Pazartesi

tvdeki kız #8


bu post giggle loop için, daha önce söz verdiğim üzere :)
aynı havayı solumuşuz bebeyken, tabi bu güzel insan cidden bebeymiş o vakitlerde..(1989 doğumlu!)
karşıyakalı, çatlak, güzel, e daha n'olsun!
selin şekerci, melekler korusun'da özge hanım'ın uçuk arkadaşı rolünde aklımızı almaya devam etmekte..

19 Nisan 2009 Pazar

yağma n'olur!


bu kadar mı üzülüyorsun beni bu diyara saldığına? 
çocukluğumdan beri günlük güneşlik doğum günü geçirdiğim 2-3'ü geçmez.. 
bir izin ver de bi başıma da olsam dışarıda vakit geçireyim çocuk bayramında, tek bayramımda.. 
tamam, yağmuru seviyorum, haklısın, belki bu senden bana bir hediye, ama her seferinde de aynı hediye olmaz ki!  
bahar çocuğuyuz, güneşi severiz hani.. 
off, hadi şimdiden hayırlı bayramlar hepinize, ben bunalımıma geri döneyim..

pies: foto nahnu'dan..